DİZİLERİN HAYATIMIZDAKİ ETKİLERİ...
Aslında bu konu o kadar önemli ki, konuya girmeden önce Televizyon kültürü hakkında biraz bahsetmek istiyorum. Bugün TV, maalesef hayatımızda önemli bir konumda bulunmakta hatta günlük yaşantımızın büyük bir bölümünü televizyon karşısında geçirerek vaktimizi, düşüncelerimizi telef etmekteyiz. Bu yüzdendir ki bir büyüğümüz televizyona telef makinesi yani telef-izyon demiştir. Televizyon konusunda çok tartışmalar olmakla beraber, iyi yönde kullanıldığı zaman diye başlayan ama her ne hikmetse güzel programlarda ise, evde iş çıkaran ve o programları seyretmemek adına, türlü bahaneler uyduran bir yapıya sahip olduğumuz için televizyon konusu iyiyi veya güzeli bulmaya yönelmekten çok, bizleri iyilikten ve güzellikten uzaklaştırmada önemli rol oynamıştır.
Bizler için ne acı ki! bugün toplumumuz maalesef Kuran ve sünnet çizgisinden uzaklaşmakta hatta bu boşluğu televizyon karşısında vakit geçirerek değerlendirmekte ya da değerlendirdiğimizi zannetmekteyiz. Bu da bizi Allah’tan uzaklaştırma da şeytanın ne derece önemli bir rol oynadığının göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Şeytan çok kurnaz yöntemler kullanır. Bunların başında da televizyon karşısında boşa harcanan vakit gelir. Şunu bilmeliyiz ve çok iyi anlamalıyız ki şeytan, milyarlarca insanı kendisiyle birlikte cehennem ateşinin içine sürükler. İnsana hiçbir zaman "ben şeytanım, ve senin cehennemde yanmanı istiyorum" demez. Onun yerine, "sinsice göğüslere ve kalplere vesvese vererek" (Nas Suresi, 4-5) kendi varlığını ustaca gizler. Şeytanın farkında olmayan bir insan, onun telkinlerini kendi kafasından geçen düşünceler zanneder. Dahası şeytan bu fikirlerin doğruluğuna onları inandırır. Bu sayede birçok insanı kendileri şuurunda değilken tamamen kontrolü altına alır..Ancak, bir grup vardır ki şeytan, onlara karşı asla zafer kazanamayacaktır; müminler. Çünkü müminler, Allah'ın yeryüzündeki halifeleridir ve O'nun koruması altındadırlar. Şeytanın oyunları onlara karşı etkisiz kalır. Şeytan tarafından da itiraf edilen bu gerçek Kuran'da şöyle geçer:
Dedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım. Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna." (Hicr Suresi, 39-40)
Ayetten de anlaşıldığı gibi şeytanın gücü, gerçek müminleri saptırmaya yetmez. Ancak hiç kimse de kendisini kesin olarak "cennetlik" göremez. Mümin bir kimse "şüphesiz Rablerinin azabından emin olunamaz" (Mearic Suresi, 28) ayeti gereğince imanını korumak için, her zaman "Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak" (Al-i İmran Suresi, 103) zorundadır. Şeytan, insanların "dosdoğru yollarına oturacağı" (Araf Suresi, 16), onların "ayaklarını kaydırmak" (Al-i İmran Suresi, 155) isteyeceği için, mümin onun hile ve oyunlarına karşı uyanık olmalıdır. Aksi takdirde hiç farkında bile olmadan bu tuzaklara düşer ve hatta bir süre sonra dinden dahi çıkabiliriz. Biz Müslümanların, boşa harcayacak vakti yoktur, olmamalıdır. Bu vesileyle televizyon karşısında kaybedeceğimiz o değerli vakitleri kuran ve sünnet ışığında, efendimize ümmet olabilme bilincinde harcasak ahiretimizi kurtaracağımız gibi, dünyada da daha huzurlu bir yaşam tarzı tercih etmiş olacağız.
Değerli dostlar; kısaca televizyon karşısında boşa vakit harcamanın şeytanın işine geldiğini, ama en önemlisi bizleri Kuran ve Sünnet çizgisi dışına attığını anlamamız gerekiyor. Bu açıklamalardan sonra gelelim başlıkta da belirttiğim gibi dizilerin hayatımızdaki etkilerine…
O kadar etkisi var ki nereden başlayacağımı bilemiyorum. Kurtlar vadisinde ki Polat Alemdar rolüne benzemek için adam vuranlardan mı bahsetsem, Dizilerde hayranı olduğumuz! veya rolünü çok beğendiğimiz kişilerin, normal yaşamda barlardan nasıl kovulduklarından mı yada dizilerdeki kötü karakterli kişilerin isimlerinin, bizi yaratan rabbimizin isimlerinden seçildiğinden mi, veyahut bazılarının, yaprak dökümü o kadar acı sonla bitti ki gözyaşları sel oldu ben bile ağladım diyen zavallılardan mı bahsetsem bilemiyorum. Aslında bu ağlayanlar, İstanbul’da ki barajlara akıtsalardı gözyaşlarını herhalde şehrimiz su sıkıntısı çekmezdi! Sadece başımdan geçen bir olayı size nakledip yorumunu da yine sizlere bırakarak yazımı nihayete erdirmek istiyorum.
İşten çıktım eve doğru gidiyorum. Önümde 28 yaşlarında bir genç telefonla görüşüyor. Buraya kadar her şey normal.(Şimdi günümüzde maalesef telefon hastalığı olduğu gibi, dikkat çekmek için sesli hatta bağırarak telefonla konuşmaların çoğaldığını etrafımıza bakarak müşahede edebiliriz) Konuşan genç sözlerini aynen şöyle sürdürüyor. (okuyucularımızdan çok özür diliyorum) “Her ne kadar birbirimizi hayal etsek de unutma ki sen benim baldızımsın” diyordu genç.( Konuşulan bazı kelimeleri de aktaramayacağım) Şaşkınlıktan ve üzüntüden Hemen oradan uzaklaşarak canım sıkılarak evimin yolunu tuttum ama ne hale geldiğimizi düşünmeden de kendimi alamıyordum. Bazen arkadaşlarımızla televizyonun etkilerinden ve dizilerin insanları ne kadar uyuşturduğundan bahsederken, ben bu olayı anlattım. Bana, senin anlattığın bu olay “yaprak dökümü” dizisinde aynı şekilde konu olarak işleniyor dediler. Üstelik te dizi bir romanın gerçek hayata! Dönüştürülmesiymiş. Etrafımıza baktığımızda örnekleri o kadar çok ki bu tip olayların. İşte dizelerin toplumumuzu nasıl etkilediklerine somut bir örnek açıkladım.
Ben başka örnekler verip canınızı daha fazla sıkmadan sizleri O’na emanet ediyorum.
Bu vesileyle Allah-u Teâlâ Hazretleri gözümüzden perdeleri kaldırsın; gerçekleri tam görmeyi, yolunca hareket etmeyi nasib etsin... Günahlardan korusun, kulluğunu öğrenmeyi nasib etsin...




