fatih_camii.jpg
”ya tozu dumana katarsın; ya da tozu dumanı yutarsın. Seçim Senin...”

sana, bana, herkese dair...

Moralin niye bozuk?
 
Hz. Adem (a.s.) gibi 200 sene tevbe mi ettin ?

Moralin niye bozuk?
Hz.ibrahim (a.s.) gibi ateşe mi atıldın ?

Moralin niye bozuk?
Hz.zekeriyya (a.s) gibi testereyle mi kesildin ?

Moralin niye bozuk?
Hz.yusuf (as) gibi kuyuya mı atıldın ?

Moralin niye bozuk?
Hz.MUHAMMED (sav) gibi taif'te taşlandın mı, başına işkembe mi konuldu namaz kılarken, dişin mi kırıldı,
yüzüne tükürük mü atıldı, hicrete mi zorlandın, sevdiklerinden mi ayrıldın?

Moralin niye bozuk?
Hz.hamza (r.a) gibi burnun kulağın mı kesildi?

Moralin niye bozuk ?
Musab bin umeyr (r.a) gibi kolların mı kesildi?

Moralin niye bozuk ?
Cafer bin ebi talip (r.a) gibi ok, mızrak ve kılıç darbeleriyle yaralandın mı?

Moralin niye bozuk?
Ammar,sümeyye, yasir (r.a) gibi işkence mi gördün?

Moralin niye bozuk ?
Bilal (r.a) gibi kızgın kumlara yatırılıp, üzerine taşlarmı kondu?

Moralin niye bozuk ?
Yunus peygamber (as) gibi denize mi atıldın?

Moralin niye bozuk?
Eyüp peygamber (as) gibi vücudunu yaralar mı kapladı?

Moralin niye bozuk?
Hz. İsa (as) gibi çarmıha mı gerilmek istendin?

Moralin niye bozuk?
Üstad Bediüzzaman gibi zindana mı atıldın, zehirlendin mi?

Moralin niye bozuk?
Ne düşünüyorsun, dünyalık işler mi?
Silkinelim, kendimize gelelim........?
namazını kazaya bıraktığın için, teheccüde kalkamadığın için, birinin kalbini kırdığın,
pazartesi perşembe orucunu tutamadığın için üzül
Üzüleceksen,bugün ALLAH için bir şey yapamadığın için,
ALLAH ve Rasulü (sav)'i memnun edemediğin için üzül
Filistinde, Çeçenistanda, Irakta ve dünyanın dört bir yanında zulüm gören, işkence edilen,öldürülen din kardeşlerin için üzül
üzülürsen,
bir fakire yardım edemediğin için, yetimin elinden tutamadığın için üzül
Üzüleceksen,
Afrika'da ve diğer ülkelerde bir lokma ekmek bulamayan, hastalıklarla mücadele eden insanlar için üzül
Üzüleceksen,
Kur'an'ı yeterince okuyup, hayatına tatbik edemediğin için üzül
Üzüleceksen,
Peygamber Efendimiz (sav)'i, canından, malından, aile bireylerinden, herşeyden çok sevemediğin için üzül
Üzüleceksen,
hakiki manada kul, Efendimiz (sav)'e ümmet olamadığın için üzül
Üzüleceksen,
Efendimiz (sav)'in şefaatine nail olamama korkusuyla üzül...
Belki çok Dertlisin..
Belki Artık Yeter Diyorsun...
Belki Kendinden Geçmişsin...
Belki de Ağlıyorsun...
Belki Bu Musibetlerin Sonunda
Eline Bir şey Geçip Geçmeyeceğini Düşünmektesin...
Duy!!!
Rabbin Sana Söylüyor..
"Sabredenlere,
Felaketlere Karşı Dişlerini Sıkıp Göğüs Gerenlere
Mükafatları Hesapsız ödenecektir.."
Belki De Onca Insanın Arasında
Neden Senin Seçildiğini Soruyorsun...
Oysa Rabbinin Seçtikleri Kıymetlilerdir...
"içinizden Mücahidlerle Sabredenleri Ortaya çıkarıncaya
Kadar Elbette Sizi Deneyeceğiz" (Muhammed, 47/31)
Hayat Bir Imtihan Değil Mi ?
Her Soru Ebedi Hayatında Yer Alan Bir Tuğla...
Nefes Alıp Verdiğin Her An Yeni Bir Soruya Gebe...
Onlar Olmasaydı Sonsuzluk Yurdunda
Sana Ait Hiç birşey Olmayacaktı...
Derdin Yoksa üzül asıl!
Dertliysen Bil Ki...
O Seni Seviyor....
Bak!
Sevdiğin Ne Diyor ?
"Allah Hayrını Dilediği Kişiyi Sıkıntıya Sokar!"
Belki Sen Ashab-uhdud Kadar Acı çekmedin...
Hani Kralları Onları Iman Ettikleri Için
Ateş Dolu Hendeklere Atmıştı Ya...
Belki Sen Ebu Zer (r.a) Kadar Acı çekmedin...
Amcası Inandığı Için Onu Hasıra Sarıp Yakmıştı Ya...
Belki Sen Vahşi Kadar Acı çekmedin...
Sevgilisi Ona "bana Görünme!" Demişti ya...
Belki Sen Yakup (a.s) Kadar Acı çekmedin...
Yusuf'u (a.s) Elinden Alınmıştı Ya...
Belki Sen Hatice(r. Anha) Kadar Acı çekmedin...
Muhammed (s.a.s) Yurdundan Kovulmuştu ya....
Unutma! Rabbin Kimseye Dayanabileceğinden Fazlasını Yüklemez...
Belki Kalbindir Acıyan...
Belki Bedenin...
Bekki De Ruhundur Kıvranan....
Belki Yokluktur Seni Saran....
Belki de Bin Bir Türlü Muamma...
Her Ne Durumda Olursan Ol
Diline Yakışır Bu Dua...
La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin...
Ya Rabbi, razı olmadığın şeylerden ne yapmışsam hepsini affet…
Senden Başka Ilah Yoktur!
Sen Bütün Noksanlıklardan Münezzehsin...
şüphesiz Ben Nefsime Zulmedenlerden Oldum...
Sen Bağışla beni ... AMİN..

Yorum (yok) Yorum yaz!

“Zalimler için yaşasın cehennem!”

Yavuz Bahadıroğlu - Vakit

Boğulmasını bekleyenler, bir de baktılar ki, Hazret-i Nuh tufanın ortasında sapasağlam...
Yanmasını bekleyenler, bir de baktılar ki, Hazret-i İbrahim Nemrut ateşinden gülümseyerek çıkıyor...
çölde ölmelerini bekleyenler, bir de baktılar ki, Hazret-i Hacer ile oğlu Hz. İsmail Mekke çölünde ölmemiş, kendilerine ikram edilen zemzemi içip hayatlarını devam ettiriyorlar...
Attıkları kuyuda ölüp gitmesini bekleyenler, bir de baktılar ki, Yakup Aleyhisselam’ın sevgili oğlu Hazret-i Yusuf, kuyudan çıkıyor, gidip Mısır’a sultan oluyor...
Yaralarından dolayı isyan etmesini bekleyenler, bir de baktılar ki, Hazret-i Eyyûb şükrediyor, sabrediyor ve yaralarından kurtuluyor...
Fırtınanın ortasında Yunus Peygamber’i denize atıp koca bir balık tarafından yutulduğunu görenler ve işinin artık bittiğini düşünenler, bir de baktılar ki, balık denizaltına dönüşmüş, Hazret’i Yunus’u sahile bırakıyor...
Hazret-i Musa’nın Kızıldeniz’de boğulmasını bekleyenler, bir de baktılar ki, Kızıldeniz kendi devrinin en büyük gücü Firavun’u bir solukta yutuyor...
Hazret-i İsa ve havarilerini arenalarda aslanlara yem edenler, bir de baktılar ki, Hıristiyanlık onlara rağmen gelişiyor, yayılıyor; inanan insanlar Roma’dan Trabzon’a geliyor ve dağları oyup kurdukları Sümela Manastırı’nda inançlarını yaşamayı sürdürüyorlar...
Peygamber-i âlişan Efendimiz’i (s.a.v) her türlü işkenceden geçirdikten sonra Mekke’den Medine’ye hicret etme zorunda bırakanlar, bir de baktılar ki, “mağlup” ettiklerini düşündükleri Peygamber, muzaffer ordusunun başında Mekke’ye geri dönüyor...
Hayat sürprizlerle doludur, sevgili dostlarım.
Hayat sebeplerden ibaret değildir.

Aslında tüm tarih zalimlerle mazlumların hikâyesinden ibarettir.
Görünüşte zalimler hep kazanır, mazlumlar kaybeder...
çünkü zalimler güçlü, mazlumlar güçsüzdür...
Buna rağmen, tarih, akıbet mazlumların zaferini yazar. Sonunda mazlumlar kazanır.

Zalimler kendi dönemlerinde ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, akıbet zamana yenilmişler, zaman içinde tükenip gitmişlerdir.
Tarihin kaydettiği en ürkütücü zalimlerden Nemrut, kendi ürettiği vehmin tuzağına düşüp burnundan her nasılsa giren küçücük bir karıncaya yenilmiştir...
Yine tarihin kaydettiği en korkunç zalimlerden Firavun, gücünün sınırına geldiği Kızıldeniz’de boğulmuştur...
âlişan Efendimiz’i Mekke’den çıkarmakla İslâm düşüncesini bitirdiğini zanneden Ebu Cehil ise hayatın akışı karşısında sürüklenmiş, ne felsefesi taraftar bulabilmiş, ne kendisinden bir iz kalmıştır.
Kısacası tarih, hiçbir zalimin istediği gibi şekillenmemiş, daima kaderin çizgisinde oluşmuştur.
Dünya zalimlerin ekseninde dönseydi, Nemrutların, Firavunların, Ebu Cehillerin dünyası olurdu.
Ama öyle olmadı...
Ne Neron’un, Sezar’ın...
Ne Lenin’in, Stalin’in...
Ne Hitler’in, ne de Mussolini’nin zulüm mantığı günümüze gelebildi.
Yıkılıp gittiler!..
Yok olup gittiler!
Yani hayat zalimlerin istediği gibi şekillenmiyor. Bundan sonra da öyle şekillenmeyecek, dönemlerinde ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar sonuçta zamana yenilecekler.
Silinip gidecekler, dert etmeyin.
İşin sırrı sabır ve tevekkül...
Varsayın ki, Hz. Nuh’sunuz, tufana uğradınız...
Korkmayın! Bilin ki, akıbet kurtulacaksınız.
Varsayın ki, Hz. Yusuf’sunuz, “kardeş” dedikleriniz tarafından kuyuya atıldınız...
üzülmeyin, bilin ki, kuyudan çıkacaksınız!
Varsayın ki, Hz. İbrahim’siniz, Nemrud’un ateşine atıldınız...
Endişelenmeyin, bilin ki, yanmayacaksınız!
Hayata Allah hükmediyor!

çok sıkıldığınızda, kendi döneminin zalimlerinin suratına haykıran Bediüzzaman gibi haykırın:
“Zalimler için yaşasın cehennem!”

Yorum (yok) Yorum yaz!

Ne bu telaş!

Abdurrahman Dilipak - Vakit
a.dilipak@vakit.com.tr

 

Bir felaketin yıldönümünde dua bâbındadır:
Senaryolar, komplo teorileri, yorumlar.
Ne bu telaş.. Her şey kendi yolunda..
Hayat böyle.
Sonuçta imtihan oluyoruz.
Allah (c.c.) bizi mallarımız, canlarımız, sevdiklerimizle, kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecek.
Servet iktidar aramızda dönüp dolaştırılacak.
Kimimiz iktidar içinde Cennete, kimi iktidardayken cehenneme gidecek, kimimiz zulüm altında Cennete, kimi zalimlerden yana olup, ya da sesini kısıp Cehenneme gidecek.
Sonuçta herkes yaptıkları ve yapmadıkları, söyledikleri, söylemedikleri ile, ya kendi Cehennemlerine kendi sırtlarında odun, ya da kendi cennetlerine kendi sırtlarında tuğla taşıyacaklar..
Bu işler dün böyle idi, bugün de böyle. Yarın da böyle olacak..
Sonuçta herkes yaptıklarının karşılığını görecek.
Cennette başını okşadığınız yetimin mutluluğunu kat kat fazlası ile, Cehennemde, taş atıp ayağını kırdığınız kedinin acısını tadarak karşılık göreceğiz..
Yaptığımız her şey, aklımızdan geçenler tek tek not ediliyor.
Aslında sandığımızdan daha kalabalık bir dünyada yaşıyoruz. Melekler, cinler, şeytanlar...
Sabredenlerden olabiliyor muyuz, akledenlerden, zikredenlerden ve dua edenlerden..
Dualarımız olmasaydı ne işe yarardık ki!
Bizi gören, duyan, aklımızdan geçenleri bilen, mutlak iktidar sahibi bir Allah (c.c.) var.
O zaman korku, umutsuzluk, karamsarlık niye!
Bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah (c.c.) hayır murat etmiş olabilir. Biz bilmeyiz, Allah (c.c.) bilir.. Kadere, ecele ve rızka hükmeden bir Allah'a (c.c.) iman edenler için ne gam!
Hayat inişli-çıkışlıdır. Karanlığın en koyu anı, aydınlığa en yakın olduğu zamandır..
Unutmayın, Cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir ve sakın Şeytan sizi Kur’an'la aldatmasın. Sakın din adına zulmedenlerden olmayın, sakın kanaatlerinizi dinleştirmeyin, din büyüklerinizi İlah ve Rab edinenlerden olmayın..
Şunu da düşünmemiz gerek: İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden Allah bizi helak eder mi acaba! Onlara bozgunculuk yapmayın dediğimizde “Biz ancak islah edicileriz” diyorlar.. Ama sonuç ortada..
Aslında karanlık aydınlığın yokluğudur. Peki biz ne kadar ışık üretiyoruz. Kafamız ve kalbimiz, dünyayı aydınlatıyor mu? Karanlığa küfretmeyi bırakıp bir mum yakmamız gerekmiyor mu? Allah (c.c.) bizim ellerimizle zalimleri cezalandırıp, mazlumlara yardım etmek istemiyor mu?
Hep dışımızdaki gelişmelere odaklanıyoruz, ama kendimizi değiştirmek konusunda pek az bir şey yapıyoruz. Ve fani insanlara umut bağlıyoruz. Zaferi neredeyse Allah'tan (c.c.) değil, Halid'den beklemeye başladık.. Birinin bize Zaferin Halid’den değil, Allah'tan (c.c.) olduğunu hatırlatması gerek.
Allah (c.c.), cahil ve zalim bir kavme hidayet nasib etmez!
Bu dünya sonuçta imtihan yeridir.. Sadece ve sadece imtihan oluyoruz.. Ne doğduğumuz zamanı biz seçtik, ne doğduğumuz toprağı ve ne de ocağına doğduğumuz anne-babayı..
Ne basit tutkularımız var.
Geçen gün GS'nin zafer kutlamalarına baktım da. çeşme'den kalkıp bu maç için gelen, forma giyip sokaklarda bayrak sallayan 40 yaşlarında insanlar gördüm.. Bakalım işgalin 60. yılı için aynı duyarlılığı kaç kişi gösterecek..
“İman ettik demekle yakanızın bırakılıvereceğini mi sanıyorsunuz. Sizden öncekilerin başına gelenler, sizin başınıza gelmeden cennete girdirilivereceğinizi mi sanıyorsunuz. O süsleyip bezediğimiz güzel evleriniz, o bol ürün veren ekinleriniz, o bol gelir getiren ticarethaneleriniz, eğer sizi Allah (c.c.) yolunda mücadele etmekten alıkoyuyorsa yakın olan azabı bekleyin” denmedi mi bize..
Tik tak.. Tik tak.. Zamanın kalbini dinleyin.. Her nefes alış-verişte ölüme yaklaşıyoruz. Nefes alıp vererek yaşamaz insanlar, nefes alıp vererek ölürler.. çünkü nefesler sayılıdır ve insan o nefesleri tek tek tüketir.. Ve ölür.. Ve dirilir ve..
“Vay o namaz kılmayanların haline ki..” der bir melek..
Allahım bizi koru..
Bize hakkı hak, batılı batıl göster, hakda toplanmayı nasib et.. Bizi nimet verdiklerinin yoluna ilet, gazaba uğrayanların değil.. Bizi zalimlerden etme ve zalimlerin eline bırakma.. Ele güne muhtaç etme, dert verip derman aratma..
Bize yardım et. Bizi bize bırakma.. Dualarımızı kabul et.
Kalpleri çeviren sensin. Şüphesiz ki; senin her şeye gücün yeter.
Bizi Affet (Amin)
Selam ve dua ile..

Yorum (yok) Yorum yaz!

Veeee huzurlarınızda our green girls..

Abdurrahman Dilipak - Vakit
a.dilipak@vakit.com.tr

 

Adam komünist ama tefecilik yapıyor.. Yahudi ama domuz kasabı mesela. Cumartesileri spor amaçlı pilotluk yapıyor..
Bizim mahallede bir köfteci var, adam kebab düşkünü bir vejetaryen.. Zaten tabelasında da öyle yazıyor: Vejetaryen kebabçının yeri..
Bir demokrat tanıyorum, halk düşmanı adam resmen yav.. Halkı adam yerine koymaz. Kuru kalabalık, sürü der onlara resmen.. Ama iyi bir demokrattır.. Bir demokrasi anlatır; aman Allahım..
Bizim çıtırlar, Aysun familyasının farklı bir versiyonudur.. “Marka” giyinirler”. Marka kişiliklerinin açığını kapatır..
Herkesin gösterecek bir şeyi vardır. Kimi parasını gösterir, kimi parasını markaya dönüştürür. Kimi bacağını gösterir, kimi zekasını.. Kimi de gizler..
Saygın olan gizlenmesi gerekeni gizleyen, göstermesi gerekeni gösterendir.. Mesela insanlar aklını göstermeli, haksızlıklar kaşısında cesaretini göstermeli.. Şahidlik ettiğinde adaletini, dürüstlüğünü göstermeli.. Mazlumlar karşısında tevazuunu göstermeli. Zalimler karşısında tevazu zillettir mesela.. Yoksullar kaşısında cömerliğini. göstermeli..
Kız kardeşinin kapanmasına karşı çıkan başörtülü bir kız düşünebiliyor musunuz? Demek ki, onun için başörtüsü bir marka ya da aksesuvar..
Birileri bu tipleri modelliyor, örnekliyor, ki belki başkaları da peşlerine takılır diye. Klonlanmak üzere seçilen gen gibi ortalıkta dolaşıyorlar. Başörtüsünün ve tesettürün genlerini dönüştürmeye çalışıyorlar sanki.
Tesettür defileleri bu açıdan, kime hizmet ettiği belli olmayan bir şey.. Birilerine tesettürü sevdirir, onun tehdit olmadığını gösterirken öte yandan tesettürün içini boşaltıyor..
Kur’an da okur, makyaj da yaparlar..
Bir adım sonrası şu:
Kur’an da okur, flört de ederler..
Kur’an da okur, diskoya da giderler..
Kur’an da okur, dans da ederler..
Kur’an da okur...
Vay o Kur’an okuyanların haline ki!
Sadece bizim çıtır kızlar değil, ak saçlı, sonradan zampara hacıbeylerin kırdıkları cevizlerin sayısı az değildir..
Onlar yetimin hakkını yerler,
Onlar sekreterleri ile gizli nikah yaparlar,
Onlar Rus kızları ile tanıtım film ya da afişleri için fotoğraf çekiminde aynen..
O firma sahiplerinin reklam katalogları ve fuarlardaki hostes kızlar gibi kızları, gelinleri, oğulları ya da damatları, torunları olacak bir gün..
Kim neye yardım ederse, o onlara dokanır..
Kınayan da kınadığı ile imtihan olur..
Kızlar öyle de oğlanlar nasıl?!. Saçlarına, sakallarına bakın, favorilerine, dövmelerine, küpelerine.. Kulaklarında kulaklık, vapurda yan koltukta otururken çalan müziği ben duyuyorum.. 40'a geldiğinde sağır olacak bu çocuklar.. Bu kadar aşırı uyarılan kulakların iç kulaktaki su dengesinin ileri yaşlarda nasıl bir felakete sebeb olacağını yaşayarak öğrenecek bu gençler..
Bazı başörtülüleri görüyorum da, açıklar beni o kadar rahatsız etmiyor.. Keşke açık olsalar, o kadar kötü olmayacak gibi geliyor bana.. Gözler, dudaklar, yırtmaçlar.
Elde sigara afta tafra yürüyüşleri..
Elinde sigara, jeepte çarşaflı ve dudaklar boyalı.. gözlerde far, yanaklarda allık..
Hani sanki komplo gibi..
Kim bunlar! Nereden çıktılar.. Ne yaptıklarını sanıyorlar?
Tesettürün anlamı neydi? Ruhani boyut bu işin neresinde?..
Bu çocuklar ne yaptıklarını sanıyorlar?.. Sadece başlarına bir başörtüsü bağlamakla her şeyin bittiğini mi sanıyorlar?..
Neyse dışı başkalarını, içi beni yakar bu işlerin..
Sonunda her iki tarafa da zarar veriyorlar..
Ne Müslümanlara ne laiklere yaranacaklar..
Bunlara zemin hazırlayanlar utansın..
Oh! Our green girls! İyi kızlar cennete, kötü kızlar her yere!
Dileyen dilediği yere..
Selâm ve dua ile..

Yorum (yok) Yorum yaz!

Sade hayattan ‘tesettür defilesi’ne...

Yavuz Bahadıroğlu - Vakit
ybahadiroglu@vakit.com.tr

 

“Tesettür”ün üzerine bu kadar gelmeyip bize, yani dindar kesime bıraksalar, bu işin de üstesinden gelir, kısa bir süre içinde “tesettür”ü “tesettür” olmaktan çıkarırız.
Bir sürü tesettürsüzün, “altı kaval üstü şişane” kıyafetlerle “tesettür” adına ortalıkta dolandıklarını, ayrıca “tesettür” adına defileler yaptıklarını görüp böyle düşünmemek imkânsız.
Yazılarımı okuyanlar bilir: Bendeniz pek “tutucu” sayılmam, ama “tesettür” adına tesettürsüzlüğü, “İslâm” adına yozlaşmayı, “paylaşma” adına gösteri ve gösterişi, nihayet “sade yaşam” adına gözükara israfı da onaylayamam.
Bendeniz bu yüzden “tesettür” ve “moda” kavramlarını hâlâ yan yana düşünemiyorum. Hele de “Tekbir”le “podyum”u asla bağdaştıramıyorum. Kadın kimliğinin çok yönlü istismarının simgesi “podyum”, kadının yüceltilmesinin adı olan “İslâm”la nasıl uzlaşabilir ki?..
Biliyorsunuz, âlişan Efendimiz’den önce kadın alınıp-satılan, horlanıp-aşağılanan, hiçbir hakkı olmayan, hatta bir kısmı “ihtiyaç fazlası” sayılıp diri diri gömülen bir varlıkken, risaletten sonra erkeklerle eşitlenmiş, kadın, imanî ve Kur’an’î boyutta yüceltilmiştir...
Ayrıca “tesettür” değişmeyen kuralların ürünü, “moda” ise sürekli değişimin adıdır... “Tesettür” dünya ötesi bir idrakin tercihi iken, “moda” tümüyle “dünyacı” bir tercihtir.
Bu yüzden “Tesettür modası” sözü, “kefen modası” kadar saçma sapan geliyor bana! O kadar itici, acıtıcı ve incitici buluyorum. Zaten sıra da yavaş yavaş oraya geldi gibi gözüküyor. Bu gidişle bazı “dindar” tüccarların, salt “çok para kazanma” kaygısıyla “moda”yı kefene de bulaştırmalarından korkulur.
Gözlerinizin önüne getirebiliyor musunuz? Meşhur mankenlerimiz “modacı”nın tercihinden çıkma rengarenk kumaşlarından kefenler giymiş halde podyuma çıkıyor. Boy boy tabutlardan oluşan bir dekorda yürüyerek “kefen modası”nı tanıtıyorlar!
Modacı eserini anlatıyor: “Bayanlar baylar, yakasız, dikişsiz ve cepsiz kefenlerimiz cesedinizi hem daha zayıf gösterecek, hem de çözülüp çürümenizi geciktireceğinden cildiniz daha az hırpalanacaktır!”
Neyse.. Yaz modası, kış modası, bahar modası, bayan modası diye diye yola çıktık, “tesettür modası”na kadar geldik...
Bu yol, “kefen modası”na kadar gider! Arkasından gelsin defileler, gelsin satışlar, gelsin paralar...
Hiç merak etmeyin: Biz bu kafayla, “tesettür defilesi”ne alıştığımız gibi “kefen defilesi”ne de alışırız!
“Biz dindarlar”, son zamanlarda, her şeye kolayca uyum ve kafa sallıyoruz nasılsa!..

Defilede izlediğimiz son moda kıyafetler içinde ölen birini sorgulamaya gelecek sual meleklerinin ne soracaklarını çok merak ediyorum...
çoğu vatandaşlarımız gibi, “moda”yı ömür boyu ıskalamış garibanlara sordukları “Men Rabbüke... Vema Nebiyyüke” (İnşaallah doğru hatırlıyorum) diye mi soracaklar, yoksa “mevta”ya uygun yeni sorular mı bulacaklar?
Mesela, “Rabbin kim?” sualinin yerine, “Modacın kim?..” gibi... “Hangi dindensin?” sorusu yerine, “Hangi marka giyiyorsun” gibi...
Bazılarımız ancak böyle sorgulanırsak, yırtarız!

“Moda” doğru ve kalıcı olanın değil, geçici heveslerin adıdır. “Modanın modası” o kadar çabuk geçiyor ki; maceracı karakteriyle tanıdığımız yazar Oscar Wilde bile bu hız karşısında dayanamamış, “Moda denilen şey o kadar çirkindir ki; onu her altı ayda bir değiştirirler” deyivermişti.
Bu kadar hızlı bir değişkenliği, İslâm gibi bir “ebedi”yetle yan yana yazmak bile abesle iştigal olsa gerektir. Ayrıca her din “ihtiyaç”tan doğar. Modanın karakterinde ise “ihtiyaç” değil, keyif ve aşırı tüketim hırsı yatmaktadır.
Eskiden (fukaralık günlerimizde) dindar Müslümanların, temel ihtiyaçlarla sınırlı, son derece sade, gösterişsiz bir hayat tarzları vardı. Ellerindekini paylaşır, dünya ötesi emellerin hizmetinde harcarlardı. Şimdi ise tam tersi bir hayat yaşıyoruz…
Anlaşılan “para”, cüzdanda durduğu gibi durmuyor. Şundan belli ki; paralandıkça hayat tarzımız değişti. Bizi “dünyacı = seküler” yaptı. Artık zengin dindarların da “moda”ları, “manken”leri, “defile”leri, “balayı”ları, “tatil köyleri” ve “tesettür mayo”ları var.
Eskiden, “takva”mızla değerlenirdik; artık “marka”mızla değerleniyoruz!
Sonuçta herkes kendi hesabını verecek. Bu konuda tek itirazım olabilir: “Moda” merkezli ticaret yapmak isteyen dindar işletmeciler, 1.5 milyar Müslüman'ın ortak paydalarını simgeleyen isim ve kavramları (Zemzem, Mekke, Medine, Tekbir, Elif vs. gibi..) firmalarına isim olarak seçmesinler.
Gerisi kendi bilecekleri...

Yorum (yok) Yorum yaz!